← Tüm haberler

ÜNİVERSİTE REFORMU, REICHENBACH, ULUDAĞ VE KAYAK SPORU

1933 Üniversite Reformu, Nazi Almanyası'ndan kaçan Alman bilim insanları ve Uludağ'ın modernleşme serüveni. Hans Reichenbach öncülüğünde kayak sporu, bütüncül eğitim anlayışının bir parçası olarak üniversite gençliğiyle buluştu.

20 Ağustos 2026 • Gökalp Çiftcioğlu

Hans Reichenbach, İstanbul Üniversitesi, Uludağ'da kayak yapan öğrenciler ve 1933 reformuyla kayak sporunun başlangıcı.

ÜNİVERSİTE REFORMU, REICHENBACH, ULUDAĞ VE KAYAK SPORU

Karlı zirveleriyle Bursa’nın üzerinde heybetle yükselen Uludağ, bugün Türkiye’de kış turizmi ve kayak denildiğinde akla gelen ilk merkez olarak bilinmektedir. Ancak bu dağın vahşi ve ıssız yamaçlarının Türkiye’nin modernleşme serüveniyle, özellikle de 1933 Üniversite Reformu’yla nasıl bir ilişkisi olduğu çok az kişi tarafından bilinir. Uludağ, henüz modern bir kayak merkezine dönüşmeden önce Nazi Almanyası’ndan kaçarak genç Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınan dünya çapındaki Alman bilim insanlarının, akıl ve bedeni bir bütün olarak gören vizyoner eğitim anlayışlarının pratik bir uygulamasına da ev sahipliği yapmıştır.

1933 Üniversite Reformu ve "Alman-Türk Mucizesi"
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürütülen modernleşme hamlelerinin en önemli ayaklarından birini yükseköğretim alanı oluşturmuştur. Eski Darülfünun’un skolastik yapısı, araştırma yapmaktan uzak olması, çağın gerisinde kalması ve genç Cumhuriyet’in ihtiyaçlarını karşılayacak kurumsal yapıya sahip olmaması sebebiyle köklü bir reforma ihtiyaç duyulmuştur. Bu amaçla 1932 yılında Cenevre Üniversitesi’nden Pedagoji Profesörü Albert Malche Türkiye’ye davet edilmiştir. Malche tarafından hazırlanan raporda; üniversitenin sadece ders anlatılan değil, aktif araştırma yapılan ve topluma dokunan bir kurum olması gerektiği vurgulanmıştır. Atatürk’ün ünlü "İlim tercümeyle değil, tetkikle olur!" sözüyle de bu yeni bilim politikasının temel felsefesi özetlenmiştir. Atatürk’ün Malche’nin raporunda birçok noktaya bizzat müdahale edecek kadar işin başında olması da ayrıca dikkate değerdir.

Tam bu sırada, 1933 yılında Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte Yahudi veya rejim muhalifi yüzlerce bilim insanının üniversitelerden tasfiye edilmesine başlanmıştır. İsviçre’de Philipp Schwartz öncülüğünde kurulan Alman Bilim Adamları Yardım Cemiyeti'nin faaliyetleri, Türkiye’deki reform arayışlarıyla kesişmiştir. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip ve Albert Malche tarafından yürütülen görüşmeler sonucunda; aralarında tıp, matematik, fizik, hukuk ve felsefe alanında dünya çapında otoritelerin bulunduğu yüzlerce Alman akademisyen Türkiye’ye davet edilmiştir. Fritz Neumark’ın ifadesiyle bu süreç, dünya akademik tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir "Alman-Türk Mucizesi" olarak nitelendirilmiştir. İstanbul Üniversitesi’nde araştırmaya dayalı modern yükseköğretim geleneği işte bu isimler vasıtasıyla başlamıştır.

Hans Reichenbach ve Einstein ile Tarihî Mektuplaşma
Bu mülteci profesörlerin en önemlilerinden biri, Berlin Mantıksal Olguculuk Okulu’nun kurucusu, dünya çapında ünlü fizikçi ve bilim filozofu Hans Reichenbach’tır. 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kadrosuna dâhil edilen Reichenbach, Türkiye’de modern mantık ve bilim felsefesi çalışmalarının öncüsü olmuştur.

Ancak Reichenbach’ın, felsefenin doğa bilimlerinden ayrı bir fakültede (Edebiyat Fakültesi) yapılandırılmasından ve öğrencilerin matematik-fizik altyapısının yetersiz olmasından dolayı zaman zaman derin bir entelektüel yalnızlık yaşadığı görülmektedir. 12 Nisan 1936’da yakın dostu Albert Einstein’a yazdığı mektupta bu durumu açıkça dile getirmiştir:

“Kürsüm Edebiyat Fakültesi’ne bağlı; öğrencilerim matematik ya da fizikte herhangi bir temeli olmayan, yalnızca edebiyat bölümüne kayıtlı öğrenciler ve bu nedenle kendimi hiçbir şekilde buraya ait hissetmiyorum... felsefi görüşlerimi zerre kadar ön plana çıkaramamak bana büyük bir acı vermekte.”

Söz konusu mektupta Reichenbach, Einstein’dan Amerika’da (Princeton veya Chicago) bir kadro bulması için yardım talep etmiştir. Bu durum bugün dahi felsefe eğitimi müfredatında sorgulanması gereken bir meseledir.

Einstein’ın 2 Mayıs 1936 tarihli cevabi mektubunda ise hem sarsıcı hem de tarihî bir ders niteliğinde olan şu ifadelere yer verilmiştir:

“Carnap geçtiğimiz günlerde bana açıkça Princeton’da Yahudileri işe almak istemediklerini söyledi. Dolayısıyla burada da her şey mükemmel değil ve kim bilir yarın ne olacak? Belki de her şeye rağmen ‘barbarlar’ (Türkiye) daha iyi insanlardır.”

Nitekim Türkiye, bu süreçte mülteci akademisyenlere sadece güvenli bir sığınak sağlamakla kalmamış; onlara bilimlerini icra edebilecekleri özgür bir çalışma ortamı da sunmuştur. İkinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye’nin dünyanın geri kalanından çok daha özgür bir ortama sahip olduğu bu mektuplaşmadan da anlaşılmaktadır.

Humboldt Geleneği: Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur
Alman üniversite geleneğinin (Wilhelm von Humboldt’un 1809 reformunun) en temel özelliklerinden biri, insanın hem zihinsel hem de fiziksel olarak bir bütün hâlinde eğitilmesidir. Alman tipi akademisyen portresi; yalnızca kütüphanelerde ve laboratuvarlarda teorik ve pratik çalışmalar yapan biri değil, aynı zamanda doğayla iç içe olan, spor yapan ve öğrencilerini de fiziksel olarak aktif olmaya teşvik eden çok yönlü bir figürdür.

İşte bu anlayışın bir parçası olarak Fritz Neumark (Türkiye’ye Alman bilim insanlarını getiren kişi olarak da anılır; bir anlamda mülteci bilim insanlarının öncüsü konumundadır), Hans Reichenbach ve Diş Hekimliği Okulu’nun başındaki Prof. Alfred Kantorowicz, İstanbul’a çok yakın bir mesafede devasa bir doğa harikasının, yani Uludağ’ın varlığını keşfetmişlerdir. O yıllarda İstanbullular ve Bursalılar tarafından bu dağda kayak yapılabileceği, bunun modern bir spor dalı olduğu neredeyse hiç bilinmemekteydi. Kayak sporu, Türkiye’de daha çok askerî bir eğitim aracı olarak görülmekteydi. Alman profesörlerin öncülüğünde kayak, üniversite gençliğiyle buluşturulmuş ve eğitimin ayrılmaz bir parçası hâline getirilmeye çalışılmıştır. Reichenbach’ın öğrencilerini Uludağ’a kayak yapmaya götürmesi, Alman eğitim felsefesindeki "beden eğitimi ve sporun önemi" ilkesinin Türkiye’deki reform sürecine entegre edilmesinin somut göstergelerinden biridir.

Nezahat Arkun’un Anılarıyla Uludağ’da Kayak Günleri
Reichenbach’ın Uludağ’daki kayak maceralarına başlangıçtan itibaren katılan öğrenciler arasında, sonradan Türk psikoloji dünyasının önemli isimlerinden biri hâline gelecek olan Nezahat Arkun da yer almıştır. Arslan Kaynardağ’ın Türkiye’de Cumhuriyet Döneminde Felsefe adlı çalışmasında Arkun’dan aktardığı anılarda, o günlerin amatör ama tutku dolu havası mükemmel şekilde yansıtılmıştır:

“Reichenbach sporcuydu; özellikle dağcılığı, kayak yapmayı seviyordu... İstanbulluların bu dağda kayak yapılabileceğinden haberi yoktu. Alman profesör orada oldukça sık kayak yaptığı gibi, öğrencilerini de bu spora özendiriyordu.”

Kayak, o dönemde son derece pahalı ve ulaşılması güç bir spor dalıydı. Malzeme ve kıyafet temin edilmesinin neredeyse imkânsız olduğu bu dönemde Reichenbach, öğrencilerin bu faaliyetten mahrum kalmaması adına dönemin rektörünü ikna etmiş ve üniversite bütçesinden beş-altı adet açık mavi kayak elbisesi diktirmiştir.

Uludağ seferleri son derece ciddi bir disiplinle yürütülmüştür. Reichenbach, kayak yapmaya gidecek öğrencileri yola çıkmadan birkaç gün önce odasına çağırır; onlara bizzat jimnastik hareketleri yaptırarak kaslarını hazırlar ve "Ham gitmeyin!" uyarısında bulunurdu. Bursa’ya ulaşıldığında dağa yürüyerek tırmanıldığı, tırmanışın ilk etabının Karabelen’de sona erdiği ve ilk gecenin orada kamp kurularak geçirildiği yine Arkun’un anılarında yer almaktadır.

Dağda geçirilen 4-5 gün boyunca sadece spor yapılmadığı; akşamları tam bir festival havasında 20.00 ile 22.00 saatleri arasında ranzalı barınakta müzikli eğlenceler, hatta maskeli balolar düzenlendiği ancak disiplinin hiç elden bırakılmadığı; saat tam 22.00’de kesin uyku vakti ilan edilerek yatıldığı ve sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden kayak pistlerine koşulduğu Arslan Kaynardağ’ın aktarımlarında görülmektedir.

Mîna Urgan’ın "Dinozor" Gözünden Uludağ Maceraları
Türk edebiyatının ve akademisinin unutulmaz isimlerinden Mîna Urgan’ın da 1935-1939 yılları arasında İstanbul Üniversitesi’nde eğitim gördüğü sırada bu efsanevi kayak ekibinin en aktif üyelerinden biri olduğu bilinmektedir. Bir Dinozorun Anıları adlı ünlü eserinde, üniversitenin bu spor faaliyetlerine verdiği muazzam desteği hayranlıkla anlatır:

“Felsefe Profesörü Reichenbach ve Dişçi okulunun başında olan Profesör Kantaroviç, İstanbul’a çok yakın bir kayak merkezi olduğunu öğrenince, üniversite öğrencilerinin bundan yararlanabileceğini düşündüler. Eşit sayıda kız ve oğlandan oluşan gönüllü bir kayak ekibi kuruldu. Avusturya’dan iki kayak öğretmeni getirildi. Cebimizden bir tek kuruş vermeden tepeden tırnağa donatıldık. Yol, yemek ve otel masrafları İstanbul Üniversitesi tarafından ödenmek üzere, yılda iki kez, on beş günlüğüne Uludağ’a götürüldük.”

Mîna Urgan, o dönemde Uludağ’da sadece iki ahşap binanın bulunduğunu belirtmektedir. Bunlar ranzalı ve odun sobasıyla ısınan ahşap Kayakevi ile yedi sekiz odalı küçük bir oteldir. Ayrıca Urgan, tek göz odadan ibaret olan bir Meteoroloji İstasyonu’nun varlığından da bahseder. Kış mevsiminde otobüslerin ancak Karabelen’e kadar çıkabildiğini; bu sebeple bazen dağın en eteğinden itibaren kayaklar ayaklara takılarak tırmanmak zorunda kalındığını ve gençlerin yollarda baygınlık geçirdiği bu tırmanışların sonunda dahi ranzalı Kayakevi’nde gramofon kurulup dans edilecek kadar büyük bir enerji ve yaşama sevinci taşındığını dile getirir.

Mîna Urgan, kayak kariyerinin dördüncü yılın sonunda slalom yaparken geçirdiği ve sağ dizinde ömür boyu taşıyacağı bir menisküs sakatlanmasıyla dramatik bir şekilde son bulduğunu söyler. Karlar altında kımıldayamaz hâldeyken, Avusturyalı iki kayak öğretmeni tarafından bacaklarının iple gövdesine bağlandığını, kollarını onların boyunlarına dolayarak kendisini Karabelen’e âdeta "uçurarak" indirdiklerini ve bu anı ömrünün en güzel kayışı olarak sevgiyle hatırladığını anılarında belirtmektedir.

Uludağ’ın "Keşiş Dağı"ndan Modern Kayak Merkezine Tarihsel Gelişimi
Tüm bu süreçte Uludağ da kabuk değiştirmeye başlamıştır. Osmanlı döneminde keşişlerin ve dervişlerin inzivaya çekildiği, bu yüzden "Cebel-i Ruhban" ya da "Keşiş Dağı" olarak adlandırılan bu zirve, Cumhuriyet’in ilanından sonra modern bir kimliğe bürünmüştür.

Dağın tarihsel gelişimindeki dönüm noktalarını şu şekilde özetleyebiliriz:

1924: İstanbullu tıp öğrencisi Şaban Örnektekin dağa tek başına tırmanmış ve kayakla aşağı inen ilk sivil Türk olarak tarihe geçmiştir.

1925 (Yaz): Askerî coğrafyacı ve milletvekili Osman Şevki Bey katıldığı bir araştırma gezisinde dağın adının "Uludağ" olmasını önermiş ve bu isim 24 Eylül 1925’te resmileşmiştir. (Osman Şevki Bey, Soyadı Kanunu yürürlüğe girdiğinde de "Uludağ" soyadını almıştır.)

1932 (Mart): İstanbul’da yaşayan Alman spor antrenörü Alex Abraham, Uludağ’a çıkarak kış sporlarının geliştirilmesi adına Kirazlıyayla’da otel yapılması, yolların işaretlenmesi ve ekipman temini gibi hususları içeren tarihî bir rapor sunmuştur.

1933 (Ocak): Galatasaray Lisesi beden eğitimi öğretmeni M. Guillot, Uludağ’ın zirvesine kayakla çıkan ilk kişi olmuş; İstanbul seçkinlerine yaptığı övgü dolu açıklamalar kayak sporuna ilgiyi büyük ölçüde artırmıştır.

1933 (Nisan): İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ öncülüğünde, 30 kişilik bir grupla Uludağ’a ilk resmî kayak gezisi düzenlenmiştir. Bu gezi 7 Gün dergisinde yayımlanarak ülke genelinde büyük yankı uyandırmıştır.

1935 (8 Aralık): Cumhuriyet Halk Partisi, Bursa Valiliği ve spor teşkilatlarının ortak katkılarıyla, Türkiye’nin ilk modern kayak tesisi olan ve ranzalarında mülteci akademisyenler ile öğrencileri ağırlayan efsanevi Kayak Evi hizmete açılmıştır.

1939: Türkiye Kayak Federasyonu kurulmuştur.

Savaş sonrası 1950’li ve 60’lı yıllarda ise özel sektör yatırımları, Büyük Otel ve Beceren Otel gibi tesisler, teleski ve telesiyej hatlarının kurulması ve nihayet 29 Ekim 1963’te açılışı gerçekleştirilen ünlü Bursa-Uludağ Teleferiği ile Uludağ, mülteci hocaların dönemindeki vahşi doğasından sıyrılarak modern bir kayak merkezine dönüşmüştür.

1933 Üniversite Reformu, sadece laboratuvarların modernleşmesi veya ders kitaplarının çevrilmesinden ibaret değil; hayata ve bilime bakışta köklü bir zihniyet devrimi olarak görülmelidir. Felsefe dersini salt felsefe tarihi ezberletmekten ibaret saymayan; öğrencileri akılcı düşünceye teşvik ederken aynı zamanda açık mavi kayak elbiseleri diktirip Uludağ’ın karlı yamaçlarında "Ham gitmeyin!" uyarısıyla jimnastik yaptıran Hans Reichenbach gibi hocaların bu reformun gerçek ruhunu oluşturduğunu söylemek abartı olmaz.

Söz konusu dönemde Uludağ’da, odun sobalı ve ranzalı barınaklarda yakılan o ilk ateşler, Türkiye’nin araştıran, sorgulayan ve doğayla bütünleşen modern akademik bir kimlik kazanmasında güzel ve renkli bir anı olarak tarihteki yerini almıştır.

Kaynakça:

İnal, Onur. “Mount Uludağ: The Making of Turkey’s St. Moritz", Leisure Cultures and the Making of Modern Ski Resorts, ed. Philipp Strobl ve Aneta Podkalicka, Palgrave Macmillan, 2019, s. 71-88.
Kalaycıoğulları, İnan. “Cumhuriyet Dönemi’nde Bilim ve Teknoloji Politikalarının Oluşumunda Alman Bilim Adamlarının Rolü ve Etkisi”, İkinci Vatan ve Ankara Üniversitesi (1933-1970), Ed. Kasım Karakütük. Ankara: Ankara Üniversitesi Yayınları, 2016: 101-130. –
Kaynardağ, Arslan. Türkiye’de Cumhuriyet Döneminde Felsefe, Ankara, 2002 (Nezahat Arkun’un anılarını içeren bölüm, s. 358).
Urgan, Mîna. Bir Dinozorun Anıları, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1998.
Urgan, Mîna. Bir Dinozorun Gezileri, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1999. Reichenbach, Hans. Albert Einstein'a Mektup (12 Nisan 1936) ve Albert Einstein'ın Cevabı (2 Mayıs 1936). Çev: İnan Kalaycıoğulları. https://onculanalitikfelsefe.com/hans-reichenbachdan-albert-einsteina-bir-mektup-inan-kalayciogullari/

Foto Galeri

Haberden Kareler

Editör Masasından

Bursa Kayapa'da bir evin bahçesine devrilen kamyonun kaza sonrası görüntüsü.

Bursa Kayapa'da Kamyon Evin Bahçesine Düştü: Facia Kıl Payı Atlatıldı

Son Dakika Manşetleri