100 Yıl Önce Bursa Köyleri: Dans Eden İmamlar, Cazband Çocuklar ve Köylünün Süt Çilesi
Zamanın akışını kaybettiğiniz, saatin yelkovanına bakmadığınız, gazetelerin birkaç gün gecikmeyle ulaştığı bir dünya hayal edin... Yıl 1925. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin henüz başları. İstanbul’un kalburüstü gazetelerinden İkdam, okurlarına Bursa’nın isimsiz bir köyünden gelen büyüleyici, bir o kadar da şaşırtıcı bir mektubu aktarıyor.
Bugün geriye dönüp baktığımızda bu sararmış gazete sayfası, bize sadece yüz yıl öncesinin köy hayatını değil; modernleşmenin, eğlencenin ve iktisadi dinamiklerin Anadolu’da nasıl sıra dışı bir sentez oluşturduğunu gösteriyor.
İşte 1925’in Bursa köylerinden günümüze süzülen, okuyunca "Gerçekten böyle miymiş?" dedirten o detaylar:
Gündüz Futbol, Akşam Dans, Vakti Gelince Minarede Ezan!
Köyün en sıra dışı figürü şüphesiz ki mektebin genç hocası. Yazarın "tam manasıyla asrî" (modern) olarak tanımladığı bu genç hoca, ezber bozan bir portre çiziyor: Günün bir saatinde sahada futbol oynarken, akşam köylülerin eğlencesine katılıp dans ediyor; vakti geldiğinde ise minareye çıkıp o gür sesiyle ezanını okuyor. Yüz yıl öncesinin Anadolu’sundaki bu toplumsal esneklik ve doğallık, günümüz kalıplarını adeta altüst ediyor.
Köyün Yerel Caz Grubu: Tahta Oturaklar ve Değnekli Çocuklar
Köyde sosyal hayat sanılanın aksine son derece canlı. Eğlencenin ana enstrümanı ise bütün köyün "ortak malı" sayılan iki adet akordeon (armonika). Sokağa yayılan akordeon sesini duyan kadın, erkek, genç, yaşlı herkes davetsizce müziğin yükseldiği eve doluşuyor.
Kızlar ve erkekler çiftler halinde son derece ritmik ve estetik oyunlar oynarken, alkışlamaktan elleri yorulan yetişkinlerin imdadına çocuklar yetişiyor! Çocukların önüne konan bir tahta oturak ve ellerine verilen değneklerle tutulan ritim, ortamı adeta yerel bir "cazband" havasına sokuyor.
Açıkgöz Tüccarlar ve Kendi Sütüne Hasret Kalan Köylü
Ancak hikaye sadece eğlenceden ibaret değil. Mektubun ilerleyen bölümlerinde, günümüz küreselleşme ve tedarik zinciri krizlerini aratmayacak bir iktisadi dram göze çarpıyor.
İstanbullu iki tüccar yakındaki bir köye gelerek köylünün bütün sütünü ucuz fiyata kapatıyor. Sütü işleyip İstanbul’a taşıyan bu tüccarlar yüzünden, kendi ürettiği sütü satan köylü en temel gıdasından mahrum kalıyor; sofrasına koyacağı yağı dahi kasaptan satın almak zorunda kalıyor. Yazar bu durumu "Zavallı köylüler iki açıkgözün iktisaden mahkûmu olmuştur" diyerek özetliyor.
Seyahatin Çilesi: Vapurun Lüksünden Otomobilin İşkencesine
Yazarın İstanbul’dan Bursa köyüne ulaşım tecrübesi ise dönemin altyapı gerçekliğini gözler önüne seriyor. Seyr-i Sefâin’in Türk mürettebatlı, tertemiz vapurunda geçen konforlu bir deniz yolculuğunun ardından başlayan 4-5 saatlik otomobil seyahati, bozuk yollar ve arızalı araçlar nedeniyle adeta bir işkenceye dönüşüyor. Yazar, tam da bu noktada Anadolu’nun kalkınması için demiryollarının ve modern yolların ne denli hayati olduğunu vurguluyor.
1925 yılının İkdam gazetesinde yayımlanan bu kısa seyahatname; bocalayan, değişen, bir yandan geleneksel masumiyetini korurken diğer yandan modern dünyanın rüzgarına kapılan Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Anadolu’yu tüm çıplaklığıyla önümüze koyuyor.
Aradan geçen koca bir asra rağmen; şehirli insanın doğaya kaçma arzusu, köydeki iktisadi mücadeleler ve hayatın o tatlı keşfediş duygusu hiç değişmemiş. Zaman aktı gitti ama 100 yıl önceki o Bursa köyünde çalan akordeonun sesi, bugün hala kulağımızda yankılanmaya devam ediyor.
Bursa Köylerinden Birinden İstanbul’a Mektup
20 Ağustos 1925 Perşembe Numara: 10190 Sayfa: 4 İkdam
Köy Hayatı ve Düğünleri – Raks Etmek Merakı – Köy Hocası – Futbol Oynuyor, Dans Ediyor ve Zamanında Minarede Ezanını Okuyor
(Bursa köylerinden birine yaz tatilini geçirmek üzere giden bir arkadaşımızdan aldığımız bir mektubu bir vech-i zîr derç ediyoruz.)
Bir haftadır vukuat âleminden bî-haber olarak köyde yaşıyoruz. Bize nazaran dünya hayâtâtı olduğu yerde durmuş gibi geliyor. Yaşadığımız günlerin seyrini kaybettik: Şimdi hangi günde olduğumuzu bilmediğimiz gibi bozulan saatten sonra hangi dakikaları yaşadığımızı da fark etmiyoruz. Tam bir köylü hayatı, kâh şairane olmaktan hâlî değil. Zaten şiir, biraz hayal veya tahayyül, biraz da vehim ve tehassüs, değil mi? Cehlin letâfeti varsa köydedir. Burada her şey vehim ve nisyân sisleri arkasında uyur gider. Meçhul ve sihirli bir el etrafa avuç avuç bir sükûn ve huzur, hülya ve rüya dağıtır. Köy tılsımlı bir ağ içine düşmüş gibi hareketsiz görünür.
Akşamüzeri güneş altın gümüş örgülerle köyün bahçelerini tülleri içine alır. O zaman köy bir gelin gibidir. Bu gelinin açılıp dökülmesi için gecenin hululünü beklemelidir: Burada hemen her gece bir düğün gecesi ve her düğün pek eğlencelidir.
Günü ve saati unutmak ve dünya vukuatından bî-haber yaşamak bu arzu edilmeyecek bir saadet olmasa gerek. Bâ-yorum: Her köylü az çok bu saadetin mestîsi içindedir. Şâir sahra hayatını beyhude met etmemişlerdir. Köylüler yarı bîdâr, yarı hûbîde bir fecr-i saadet yaşıyorlar. Onların nazarları zıll-i mübhemiyyetle mahduttur. Ufukları serâb-ı esrar ile örtülü; ufkun ötesindeki hayâtât onlar için tamamen meçhul, tamamen esrarengizdir ve başka bir âleme ait gibidir. Köyün haricinde her ne varsa küre-i arzın haricinde ve yıldızlar kadar uzaktır.
Bu uzaklık ve meçhuliyet hayat ve saadeti bizde tanıdık dört beş gün bu nâdir havayı sihir ve mübhemiyetle ser-mest iken beş günlük gazetelerin birden gelmesi bizi yine âlem içine attı. Dünya hâdesâtını bıraktığımız fakat dün tekrar takibe başladık. Şimdi perde açılmıştı: Sahne-i âlemi temâşâ ediyoruz. İşte dâhilî, hâricî, milli ve beynelmilel bütün hadiseler, vakalar seyrini takip ediyorlar. Dört beş günlük fâsılada, bu perde arası fâsılasında dünya hâdesâtı durmayıp yürümüş. Biz uzaktan gazetelerin adesesinden bu mühim cereyanı seyrediyoruz:
Sanki başka bir yıldızda yaşayan bir râsıd gibiyiz. Gazeteler bize dürbün vazifesini îfâ ediyor, bu suretle uzak âmiller bize yakınlaşıyor.
Şimdi üç gündür yine perde arası fâsılası devam ediyor. Buraya posta muntazaman gelmediği için gazeteleri vaktinde almıyoruz. Bu sebeple de arası uzuyor biz de köyün hayâlengiz hayatına dalıyoruz bakalım yine ne vakit dünyaya kavuşacağız?
Köy düğünleri ve eğlenceleri:
Biraz da köyün hususiyetlerinden bahsedeyim: Burada medeni bir muaşeret ve cemiyet hayatı var. Köy halkı musikiye ve raksa meftundur. Musikileri pek iptidâi ise de raksları gayet ahenktâr ve incedir. Musiki aletleri küçük bir armonikadan ibarettir. Bütün köyün iki armoniği vardır ve bunlar hemen mâl-ı müşterek gibidir. Kim isterse armoniği alır ve gece evinde cemiyet tertip eder. Bu içtimaların temini için hiçbir merasime lüzum görülmez. Sade armoniğin sedası duyulmak kâfidir. Bu sesi işiten kadın, erkek o sesin geldiği eve külfetsizce gider. Armoniği çalmağa başlamak bütün köyü içtimaa, raksa davet etmek demektir. Armonik çalmağa başlayınca raks etmek üzere çiftler ortaya çıkarlar. Kızlarla erkeklerin beraber oynadıkları bu oyunlar . . . . . oyununa benziyor. Ayakların hareketinde ahengdâr ve pek mevzûn bir hesap vardır. Kız gayet nazlı bir vaz’ ile geri geriye çekilirken erkek mütevazı ve hürmetkâr onu takip eder. Raksın devam ettiği müddetçe hâzırûn tarafından el çırpmak suretiyle alkışlamak mûtâddır. Fakat mütemadiyen çırpmaktan eller yorulduğu için bu vazifeyi çocuklara gördürüyorlar. Birkaç çocuğun önüne bir tahta oturak, ellerine bir değnek veriyorlar. Çocuklar bu değneklerle tahtaya mütemadiyen vuruyorlar. Raks hararetlendikçe bu gürültü de çoğalıyor. Heyet-i mecmuâsıyla bu adeta bir cazbend oluyor. Bu eğlenceli ve rakslı içtimalar sık sık vuku bulur. Ve geç vakte kadar devam eder.
Futbol:
Köyün bir de futbol takımı var. Oyunu tenkit veya takdir edecek salahiyette olmadığım için yalnız mevcudiyetini haber vermekle iktifa edeceğim. Mamafih bir köy için futbol takımına mâlikiyet epeyce bir iştir. Köyün hususi bir mektebi var mektebin bir hocası var. Bu genç hoca efendi tam manasıyla asrîdir. Hem futbol, hem danslara iştirak ediyor. Şimdi futbol oynarken bir de bakarsınız ki minarede ezan okuyor.
Köylerde Yahudi faaliyeti:
Yirmi dakikalık bir mesafede güzel, madeni bir su akıyor. Köylüler köy içinde bulunan kuyulardan dereden su ihtiyaçlarını istifa ediyorlar, o madeni suya pek iltifat etmiyorlar. Ara sıra oraya giden ve dostlarını dolduran köylülere de tesadüf olunuyor. Fakat bu nadirdir. Bu sudan asıl istifade edenler daha uzak bir mesafede bulunan diğer bir köy halkıdır. Berikiler içmek için suya gelmezlerken ötekiler çamaşırlarını bile bu su ile yıkamak için her vakit gelirler.
Geçen gün bu subaşında o uzak köy halkından birisiyle görüştüm Pomak muhacirlerinden olduğunu söyleyen bu adamcağız köylerinde iki İstanbullu Yahudi’nin faaliyet-i ticâriyesini anlattı: İki Yahudi tâcir köye gelmişler. Köyün bütün sütlerini 6 – 9 kuruşa satın almışlar. Peynir imal edip İstanbul’a götürüyorlarmış. Böyle bir taahhüt altına giren köylü bugün tamamen sütsüz ve yağsız bulunmakta ve yağını kasaptan tedarik etmek mecburiyetinde bulunmaktadır. Süt yetiştiren köylü için bu ne elim bir mecburiyettir. Zavallı köylüler iki açıkgöz Yahudi’nin iktisaden mahkûmu olup gitmiştir.
Seyahatte kolaylık ve müşkülat: Vaktiyle seyahat cehennemden bir parçadır demişler. Fakat bu hüküm, seyahatin vesaitine göre değişir. İyi vasıtalarla seyahat çok çok arzu edilecek bir şeydir. Öyle olmasa meraklılar her sene akın akın seyahate çıkamazlardı.
Muntazam ve mükemmel vapurlarda seyahatte hiç müşkülat yoktur. Bizim bir gece süren deniz yolculuğumuz gayet rahat ve temiz bir Seyr-ü sefâin vapurunda geçtiği için pek memnun olduk. Vapurun kaptanından en ufak tayfasına kadar bütün mürettebatın Türk olması ayrıca memnuniyeti mucip oluyordu. Deniz yolculuğundan sonra dört beş saat süren otomobil yolculuğu hayli yorucu oldu. Yolların bozukluğu, otomobilin sakatlığı bu kısa mesafeyi hakikaten bin müşkülatla kat olunur bir hale getirmişti. Seyr-ü Sefâin Acentesi’nin yolculara gösterdiği teshîlât mucib-i şükrandır.
Küçük seyahat tecrübesi ne için yollara, şimendiferlere çok ehemmiyet verdiğini bize tamamıyla anlattı. Anadolu’da yolculuk müşkülatı ref edildiği gün memlekette hakikaten refah ve saadet yüzü görülecektir.
Not: "Haberlerimiz aktif link verilerek ve kaynak gösterilerek diğer siteler tarafından kullanılabilir"
Foto Galeri








