← Tüm haberler

BURSA’NIN TIP TARİHİNDEKİ BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ: SİMYADAN KİMYAYA ÖMER ŞİFAÎ VE ALİ MÜNŞÎ

Bursa'nın tıp tarihinde simyadan kimyaya geçişi, Ömer Şifaî ve Ali Münşî gibi öncü hekimlerin çalışmalarıyla şekillendi. Yıldırım Darüşşifası'nda başlayan bu dönüşüm, modern eczacılığın temellerini attı.

13 Temmuz 2026 • Gökalp Çiftcioğlu

 Ömer Şifaî’nin Kitāb-ı cevherü’l-ferīd fi’t-tıbbü’l-cedīd eserinin Millet Kütüphānesi Nüshası, Ali Emīri 34 Ae Tıb 77 / 1/b-a/2 varakları.

BURSA’NIN TIP TARİHİNDEKİ BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ: SİMYADAN KİMYAYA ÖMER ŞİFAÎ VE ALİ MÜNŞÎ

Bursa’nın tarihi sokaklarında yankılanan geçmiş, yalnızca Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş yıllarına ve siyasi zaferlerine ait bir yankı değildir; aynı zamanda Türk tıp tarihinin en köklü ve devrim niteliğindeki bilimsel adımlarının da sesidir. Bu kadim şehir, asırlar boyunca dogmatik uygulamaların ve mistik simya inançlarının yavaş yavaş terk edilerek, modern kimyanın temellerinin atıldığı bir bilim yuvası olmuştur. İyatrokimya, yani hastalıkların tedavisinde laboratuvar ortamında hazırlanan kimyasal maddelerin kullanılması akımı, Osmanlı coğrafyasında ilk güçlü yankısını Bursa’da yetişen hekimlerin çalışmalarında bulmuştur.

Tıbbın Kurumsallaşması: Yıldırım Darüşşifası
Bursa’nın tıp alanındaki bu öncü rolü, Osmanlıların Anadolu’da inşa ettikleri ilk sağlık ve tıp eğitimi merkezi olan Yıldırım Darüşşifası ile somut bir yapıya kavuşmuştur. Yapımı 1399 yılında tamamlanan bu görkemli kurum, yüzyıllar boyunca usta-çırak ilişkisine dayanan köklü bir eğitim ekolü yaratarak Osmanlı tıbbının ana damarlarından biri olmuştur. Kurumun ilk dönemlerinde, Çelebi Sultan Mehmed’in geçirdiği asabi rahatsızlıkları iyileştirmesiyle ünlenen ve Osmanlı’nın ilk hekimbaşısı olma unvanını taşıyan Hekim Şeyhi (Yusuf Sinaneddin) ile halk sağlığına yönelik tavsiyeleri barındıran Yadigâr isimli eseriyle tıp literatürüne büyük katkı sunan İbn Şerif gibi şahsiyetler görev yapmıştır. Ancak bu şifahanenin asıl dönüm noktası, 17. yüzyılın sonları ile 18. yüzyılın başlarında, dünyada değişen bilimsel rüzgarların bu koridorlarda esmeye başlamasıyla gerçekleşmiştir. Eski tıp tam anlamıyla reddedilmese de “Tıbb-ı Cedid”den yani yeni tıptan Osmanlı topraklarında ilk defa Bursa’da söz edilmeye başlanmıştır.

Simyevi Düşünceden Tıbbi Kimyaya Geçiş
Modern tıbbın ve eczacılığın temellerini oluşturan "iyatrokimya" akımı, 16. yüzyılda Paracelsus tarafından Avrupa'da sistemleştirilmişti. Bu akım, bitkisel ve hayvansal bazlı geleneksel ilaçların yanı sıra, inorganik kimyasalların da hastalıkların tedavisinde kullanılması gerektiğini savunuyordu. İşin ilginç yanı, Paracelsus'un bu devrimci yaklaşımının kökleri, sekizinci yüzyılda yaşayan ve İslam dünyasının en büyük düşünürlerinden biri olan Cabir ibn Hayyan’ın teorilerine dayanıyordu. Cabir, yeryüzündeki tüm metallerin, varsayımsal iki temel ilke olan "cıva" ve "kükürt" buharlarının yerin derinliklerinde farklı oranlarda ve saflıklarda birleşmesiyle oluştuğunu ileri sürmüştü. Osmanlı tıbbına bu laboratuvar odaklı yaklaşımın ilk tohumları 17. yüzyılda Salih bin Nasrullah tarafından atılsa da, bu düşünceyi gerçek bir uygulamalı farmakolojiye dönüştürenler Bursalı hekimler olmuştur.

Gelenek ve Yenilik Arasındaki Köprü: Bursalı Ömer Şifaî
Tıp tarihimizdeki bu büyük kırılmanın kilit isimlerinden biri Ömer Şifaî’dir. Aslen Sinoplu olan, gençlik yıllarında Kahire ve Konya gibi önemli merkezleri gezip ilim tahsil ettikten sonra Bursa'ya yerleşerek Yıldırım Darüşşifası'nda hekimbaşı olarak görev yapan bu değerli bilgin, bir Mevlevi dervişiydi.
Ömer Şifaî’nin kaleme aldığı Mürşîd el-Muhtar fî İlm el-Esrâr adlı kapsamlı eseri, onun mistik simya ile pratik kimya arasında nasıl bir denge kurduğunu gözler önüne serer. Eserinde, değersiz metalleri altına çevirebileceğine inanılan efsanevi filozof taşına ve ölümsüzlük iksirine dair manevi inançlarını korumuştur. Cabir ibn Hayyan'ın cıva-kükürt kuramını hararetle savunarak; altının en saf cıva ve kükürdün mükemmel birleşimi olduğunu, gümüş, kurşun ve demir gibi metallerin ise bu saflıktaki noksanlıklardan kaynaklandığını detaylandırmıştır. Ancak onun bilim tarihimizdeki asıl büyük misyonu; Paracelsus'un eserlerini Türkçeye çevirerek, kimyasal temelli ilaçların laboratuvarda damıtma, süzme ve buharlaştırma gibi yöntemlerle hazırlanmasını Osmanlı tıp camiasına tanıtmasıdır. Sadece Orhan Kütüphanesi’nde yer alan Vefiyât-ı Âyan-ı Bursa adlı kitapta geçen bir bilgiye göre Ömer Şifaî İtalya’da tıp tahsil etmiştir. Bu bilgi doğru kabul edilirse yeni hekimlik ve modern tıp ile İtalya’da karşılaştığını söyleyebiliriz. O, geçmişin gizemli simya inançları ile geleceğin laboratuvar gerçeği arasında duran son büyük köprüdür. Bugün Bursa Pınarbaşı Mezarlığı'nda bulunan istirahatgâhı, bu şehrin onun vizyonuna duyduğu vefanın bir simgesidir.

Laboratuvarın Yetkin İsmi ve Modern Eczacılığın Öncüsü: Ali Münşî
Ömer Şifaî'nin açtığı yoldan cesaretle ilerleyen ve bu dönüşümü zirveye taşıyan kişi, 1709'lu yıllarda Yıldırım Darüşşifası'nda onun rahle-i tedrisinden geçmiş olan ünlü öğrencisi Bursalı Ali Münşî'dir. Bursa'nın saygın Menteşezade ailesine mensup olan Ali Münşî, yeteneği sayesinde zamanla padişah I. Mahmud döneminde saray başhekimliğine kadar yükselme başarısı göstermiştir.
Ali Münşî'yi hocasından ve kendinden önceki tüm Osmanlı hekimlerinden ayıran en belirgin özellik; onun mistik arayışlar peşinde koşan bir simyacı olmaktan ziyade, çağdaş anlamda eczacılık yapan, laboratuvarda sistematik deneyler yürüten yenilikçi bir tıp adamı olmasıdır. 1731 yılında tamamladığı ve içerisinde bini aşkın ilacın detaylı formülünü barındıran Bidâat el-Mübtedî adlı devasa eseri, salt bir çeviri değil, Batı dünyasındaki en güncel kimyasal tıp gelişmelerinin Osmanlı laboratuvar pratiğiyle harmanlandığı özgün bir farmakoloji başyapıtıdır.
Ali Münşî, bu eserini hazırlarken Avrupa'nın en ünlü kimyager ve hekimlerinin çalışmalarını derinlemesine incelemiştir. Paracelsus sonrası iyatrokimyanın kurucularından olan Oswald Croll, Michael Etmullerius, Hadrian Mynsicht, Johann Zwelfer, Nicolas Lemery ve Otto Tachenius gibi Batılı bilim insanlarının formüllerini birincil kaynak olarak benimsemiştir. Geleneksel bitki kürlerinin ötesine geçerek; altın, gümüş, antimon, bakır, çinko, kurşun ve kalay gibi elementleri, belirli hastalıklara karşı kullanılacak ilaç bileşenleri olarak sistematize etmiş ve bu kimyasalların insan bedeni üzerindeki etkilerini alfabetik bir dizinle açıklamıştır.
Onun bilimsel titizliği, Batılı kaynakları körü körüne kopyalamamasıyla da kendini gösterir. Örneğin laboratuvarda sarı cıva oksit çökeleği (türbit minerali) hazırlarken, çok saygı duyduğu Oswald Croll'un yöntemlerini yetersiz bularak eleştirmiş; Zwelfer ve Etmullerius'un daha ayrıntılı işlemlerini tercih ederek cıvanın zehirli etkilerinden arındırılması için özel yıkama ve damıtma teknikleri önermiştir. Ali Münşî aynı zamanda, kimyasal maddeleri tanımlarken karmaşık ve gizemli simya dilini terk etmiş; maddelerin renklerine, şekillerine ve kıvamlarına dayanan rasyonel bir terminoloji (örneğin kurşun şekeri, kurşun sütü, inci beyazı, krem tartar) geliştirerek günümüz kimya isimlendirmesinin ilk adımlarını atmıştır.

Cumhuriyete Uzanan Aydınlanma Çizgisi
Bursa'nın tıp dünyasındaki bu sarsılmaz öncülüğü sadece Osmanlı dönemiyle sınırlı kalmamıştır. 18. yüzyılda Ali Münşî ve Ömer Şifaî'nin deney tüpleri ve imbiklerle başlattığı bu ampirik bilim geleneği, ilerleyen yüzyıllarda yeni nesil aydınlara da ilham vermiştir. Nitekim 20. yüzyılın başlarında Bursa'da yetişen, savaş cephelerinde tabiplik yapan ve Türkiye'de kâğıt üzerine ilk radyografi uygulamasını gerçekleştiren röntgen uzmanı Dr. Osman Şevki Uludağ, aynı zamanda kaleme aldığı eşsiz eserlerle Türk tıp tarihçiliğinin kurucularından biri olmuştur.
Bugün Bursa'nın tarihi çarşılarından, Pınarbaşı'ndan ya da Setbaşı'ndan geçerken, bu sokakların bir zamanlar Avrupa'daki en modern kimya laboratuvarlarıyla eş zamanlı olarak bilimsel devrimlere ev sahipliği yaptığını hatırlamak gerekir. Yıldırım Darüşşifası'nın taş duvarları arasında başlayan, simyadan kimyaya, gelenekten modern laboratuvara uzanan bu cesur yolculuk, bugün Uludağ Üniversitesi'nin modern kliniklerinde ve kentin gelişmiş sağlık kurumlarında yaşamaya devam etmektedir. Bursa'nın tarihi, yalnızca kılıçla ve siyasetle yazılmamış; aynı zamanda şifa arayışıyla, imbiklerden süzülen damlalarla ve bilime adanmış hayatlarla da şekillenmiştir.

KAYNAKÇA
Aydın, Ayten. "Bursalı Ali Münşî'nin Bidâat El-Mübtedî Adlı Eseri ve Osmanlı İyatrokimyasındaki Yeri." OTAM, sa.16 (2014), s.77-107.
Aydın, Ayten. 2005. “Ömer Şifaî’nin Mürşid el-Muhtar fî İlm el-Esrâr Adlı Eserinde Simya”. OTAM Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi 17 (17): 1-11. https://doi.org/10.1501/OTAM_0000000408.
Erdemir, Ayşegül Demirhan. "Evliyalar Şehri Bursa'nın Türk Tıp Tarihindeki Yeri ve Tıbbî Folklorumuz Bakımından Önemi." Türk Dünyası Araştırmaları, sayı 89 (Nisan 1994): 1-30.

Uludağ, Osman Şevki. Osmanlılar Devrinde Türk Hekimliği. Hazırlayan Esin Kâhya. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2010.

Çetinkaya, Aygül. “Ömer Şifāi’nin Kitāb-ı Cevherü’l-Ferīd Fi’t-Tibbü’l-Cedīd Adlı Eserinde Söz Varlığı” Ulakbilge, 39 (2019 Ağustos): s. 555-584. doi: 10.7816/ulakbilge-07-39-06

Foto Galeri

Haberden Kareler

Editör Masasından

Bursa Büyükşehir'den İznik Yollarına Kapsamlı Yenileme

Bursa Büyükşehir'den İznik Yollarına Kapsamlı Yenileme

Son Dakika Manşetleri