Kara Bulutlar ve Meclis'teki Siyah Örtü (Bursa’nın İşgali)
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Mondros Mütarekesi ile başlayan karanlık günler, Anadolu’yu tükenmiş ve yoksul bir halde bırakmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’ta “Millet yorgun ve fakir bir durumda” sözleriyle özetlediği o dönemde, emperyalist niyetler birer birer gün yüzüne çıkıyordu. Peki, Osmanlı’nın ilk başkentlerinden, tarihi ve kültürel mirasın kalbi Bursa bu fırtınadan nasıl etkilendi?
İşgal Öncesi Bursa’nın Manzarası
Mütareke yıllarında Bursa; Gemlik, Mudanya, Karacabey gibi ilçeleriyle Hüdavendigar vilayetinin merkeziydi. Müslüman Türk nüfusun çoğunlukta olduğu şehirde Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıklar da yaşıyor ve ekonominin can damarlarını ellerinde tutuyorlardı. O günlerin canlı tanıklarından Ahmet Malcıoğlu’nun ifadeleri, ekonomik uçurumu gözler önüne seriyor:
"Bütün kuyumculuk Ermenilerin, sarraflık Yahudilerin, ticaret Rumların elinde idi. Türkler hamallık, arabacılık, çıraklık yaparlardı."
Bursa’nın Düşüşü ve Matem: İngilizlerin de desteğiyle ilerleyen Yunan kuvvetleri, 8 Temmuz 1920’de Bursa’yı işgal etti. Şehrin teslim alınışı ve belediye binasına Yunan bayrağının çekilişi, Bursalıların yüreğinde derin yaralar açtı. İşgalin acısı sadece Bursa’da değil, Ankara’da da derinden hissedildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 31 milletvekilinin önergesiyle, meclis kürsüsüne Bursa’nın kurtuluşuna kadar kaldırılmayacak olan siyah bir örtü (Puşide-i Siyah) örtüldü. Bu siyah örtü, sadece bir şehrin değil, bütün bir milletin mateminin sembolüydü. Yunan Başbakanı Venizelos'un oğlunun Osman Gazi türbesinde çektirdiği saygısız fotoğraf ise, bu hüznü öfkeye ve direniş azmine dönüştürecekti.
Dağlardan Gelen Ateş ve Gizli Kahramanlar
İzmir’in işgaliyle başlayan protesto mitingleri, Bursa’da da yankı bulmuş; 17 Mayıs 1919’da Tophane Meydanı’nda toplanan binlerce kişi işgallere boyun eğmeyeceğini haykırmıştı. İşgalin karanlık günlerinde Bursa, sadece acı çekmedi; aynı zamanda bağrından eşsiz kahramanlar ve direniş örgütleri çıkardı.
Kuvâ-yı Milliye ve Çeteler
Bursa’da direniş, Albay Bekir Sami Bey komutasındaki 56. Fırka etrafında şekillenmeye başladı. Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurularak halk örgütlendi. Bu resmi yapılanmaların yanı sıra Bursa dağlarında Püskülsüz İsmail, Abdürrezzak Sözgeçiren, Gâvur Ali gibi isimlerin liderlik ettiği milis güçleri (çeteler) filizlendi. Bu çeteler; haberleşmeyi sağlıyor, düşman ikmal kollarına saldırıyor ve Bursa'nın tahrip edilmesini önlemeye çalışıyordu.
Bir İstihbarat Efsanesi: Öğretmen Zehra (Budunç) Hanım
İşgal yıllarının en çarpıcı sivil direniş öykülerinden biri Öğretmen Zehra Hanım'a aittir. Ankara ile bizzat irtibat kuran, "Bizim Mektep" adlı okulun yöneticisi olan Zehra Hanım, köylü veya satıcı kılığındaki kuryelerle Türk ordusuna hayati bilgiler sızdırdı. Bu faaliyetleri ortaya çıkınca Yunan harp divanında yargılanıp Limni Adası'na sürgüne gönderildi. Orada bitlenip aç bırakılmasına, ağır işkenceler görmesine rağmen boyun eğmedi. Kurtuluştan sonra Bursa Belediye Reis Muavinliği de yapacak olan bu kahraman Türk kadını, İstiklal Madalyası ile onurlandırılacaktı.
Zulmün Gölgesinde Bursa (Tanıkların Dilinden Acı Yıllar)
Yunan işgali, Bursa vilayeti ve köylerinde eşine az rastlanır bir trajediye sahne oldu. Resmi kayıtlara göre vilayet dahilinde 822 kişi şehit edildi, binlerce kişi işkence gördü, evler yağmalandı. O karanlık günleri yaşayan çocukların hafızalarına kazınanlar, savaşın sivil halk üzerindeki acımasız yüzünü kanıtlıyor.
Sokaklarda Zorbalık ve Fener Asma Zulmü
İşgal yıllarında halka akıl almaz yasaklar getirildi. Geceleri kontrolü sağlamak için her evin kapısına "fener asma" zorunluluğu getirildi. Feneri rüzgardan sönen ev sahiplerine ağır cezalar kesiliyor, bu durum sivil halkı soymak için bir bahane olarak kullanılıyordu. Ezana bir saat kala sokağa çıkma yasağı başlıyor, şehir sessizliğe ve korkuya bürünüyordu.
Kanlı Baskınlar ve Konaklı Katliamı
Köylere yapılan baskınlarda para, altın ve silah arayan Yunan askerleri, yerli Rum çetelerinin de kışkırtmasıyla katliamlara imza attı. Konaklı Köyü'nden 1914 doğumlu Nuri Parlakoğlu'nun anlattıkları kan dondurucudur:
"Erkekleri camiye, kadınları kahveye doldurdular. İhtiyarları bayıltıp sakallarına gaz döküp ateşlediler. Bizim evimizin karşısında kadının ve kucağındaki 1 yaşındaki çocuğunun karnını bıçakla yardılar." O gün sadece Konaklı Köyü'nde 33 sivil acımasızca şehit edildi. İnsanlar, kazma kürek dahi bulamadıkları için cenazelerini düşmanın kazdığı istihkâm çukurlarına defnetmek zorunda kaldı.
Şafak Vakti ve Gözyaşlarıyla Gelen Kurtuluş
Anadolu'da adım adım büyüyen direniş, 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile zafere ulaştığında, Bursa için de esaretin sonu görünmüştü. Ancak kaçan Yunan kuvvetlerinin geride bıraktığı enkaz ve panik, şehrin son bir büyük sınav vermesine neden olacaktı.
Giderayak Gelen Yıkım: Yunanlılar şehri terk ederken büyük bir yıkıma giriştiler. Kiliseleri, karakolları, toptancı mağazalarını ateşe verdiler; Setbaşı ve Irgandı köprülerini bombalayarak yıktılar. Tam bu sırada dağlardan inen Püskülsüz İsmail ve Abdürrezzak çeteleri, ellerinde kazma, kürek ve baltalarla şehre girerek yangınları söndürmeye ve düşmanı püskürtmeye başladı. Şehrin tamamen küle dönmesini bu yerel kahramanlar engelledi. Mudanya sahillerinde ise işgalciler ve işbirlikçiler gemilere binip kaçmak için can havliyle denize atlıyordu.
11 Eylül 1922: Bayrakların Yeniden Yükselişi
10 Eylül gecesi gizlice dikilen Türk bayrakları, 11 Eylül sabahı Şükrü Naili Paşa (Gökberk) komutasındaki 3. Türk Kolordusu'nun Bursa'ya girmesiyle pencereleri, balkonları süsledi. Yıllarca süren esaretin ardından üstü başı yırtık, yorgun ama gururlu Türk askerlerini gören Bursalılar, ellerindeki son ayranı ve suyu onlarla paylaştı. Meclis kürsüsündeki o siyah örtü kalkmış, emperyalizme karşı verilen "Ya istiklal ya ölüm" parolası, Bursa sokaklarında yankılanarak tarihe altın harflerle kazınmıştı.








