← Tüm haberler

DERE KENARINDAKİ DEĞİRMEN

Tatarlık Köprüsü ve çevresindeki 1950'li yılların nostaljik atmosferi, fırınlar, karakol ve dere kenarındaki değirmen etrafında canlanıyor. Yazar, çocukluk anılarıyla bölgenin sosyal yapısını ve eski yaşam tarzını aktarıyor.

29 Mayıs 2026 • Necmi Gürsakal

1950'li yıllarda Tatarlık Köprüsü ve çevresindeki dere kenarında bulunan tarihi değirmen, at arabaları, insanlar ve eski Bursa manzarası.

DERE KENARINDAKİ DEĞİRMEN
Geçmişte Tatarlık Köprüsü, adı Setbaşı ve Irgandı köprüleri gibi fazla bilinmeyen; eski, şehrin kıyısında biraz da köylülerin, yoksulların, göçmenlerin daha çok kullandığı bir köprüydü. Köprü 60’lı yıllara kadar, şehir bu kadar büyümeden önce kentin kıyısında olma özelliğini korudu. Özellikle Ankara yolu üstündeki ve ovadaki bazı köylerin şehre giriş kapısı gibiydi Tatarlık Köprüsü.
Kimse pek bilmese de, Osmanlı döneminde Celali isyanları sırasında, şehri isyancılardan korumak için bu köprüye bir kapı yapılmış ve önüne de bir top konulmuş. Herhalde köprünün ortasına geldiğinizde kapıyı çalıyordunuz ve içeridekiler sizi tanırlarsa kapıyı açıyorlardı…
Her neyse, çok eski dönemleri ve bu köprünün hangi yanında Tatar göçmenlerin oturduğu sorusunu bir yana bırakarak, 50’li yıllara gelelim. Tatarlar 50’li yıllarda belki de Yeşil’e daha yakın yerlerde, az hane sayısı ile yaşıyorlardı. Tatarlık veya tatarlar Köprüsü adı ise onlardan yadigâr olarak kalmış.
O yıllarda Tatarlık Köprüsü üstünden karşı tarafa geçtiğinizde, bir üç yol ağzına gelirdiniz. Köprüyü geçince sağda bir ekmek fırını, karşınızda ise daha küçük bir başka fırın yer alırdı. Fırınların önünde, uzun odunlardan oluşan yığınlar gözünüze çarpardı. Küçük fırından bana simit alındığı için bu fırın benim için küçük olsa da her zaman daha önemliydi. Küçük fırından içeriye doğru yürüdüğünüzde ise, sağda Selimzâde Cami ile karşılaşırdınız.
Sözünü ettiğim 50’li yıllarda kadınlar evde ekmek, börek, güveç, kiremitte balık yapıp pişmesi için fırına gönderirlerdi. Tatarlık Köprüsü’nün çevresinde çok insan yoktu o zamanlar. Üstü başı una bulanmış fırın çalışanları, çarşaflı kadınlar, eli zembilli sigara içen adamlar, bazı sokak satıcıları, at arabaları, paytonlar ve çok az sayıda otomobil görebilirdiniz köprü ve yakın çevresinde.
Köprüyü geçtikten sonra aşağıya yöneldiğinizde, sağda yalağında Deli Ayten’in çocukluğunda yıkandığı bir çeşme, daha aşağıda ise solda dere tarafında, Yıldırım Karakolu yer alırdı. Kahverengi elbiseli, düdüklü mahalle bekçileri ve polisler karakolun önünde sigara içerler; akşam karanlığı çökerken bekçiler, görevli oldukları mahallelere yönelirlerdi.
Köprünün üstünden Yıldırım tarafında doğru geçerken, derenin karşı tarafından sağda, bir değirmenin çarkı dikkat çekerdi. Derenin daha üst taraflarından bir boru ile suyu çarkına alan değirmen, bu çarkın dönmesi ile elde ettiği güçle değirmen taşını döndürerek buğdayları öğütürdü. Aşağıdan ova köylerinden gelen at arabaları, dere kenarındaki değirmenin kapısında durur, buğday çuvalları indirilirdi. Un çuvallarını bırakan köylüler, at arabalarına doluşarak Kapalı Çarşı’ya doğru giderlerdi. Derenin diğer yanında solda, ovaya doğru bir başka değirmen daha vardı galiba.

Köprüyü Yıldırım tarafına doğru solunuzdaki kaldırımdan, ovayı seyrederek geçtiğinizde ise hemen köprünün sonunda, hali vakti yerinde olan bir başka tanıdığımızın evi vardı. Dere taştığında selin evin mutfağına kadar geldiği söylenirdi. Derede yaz günlerinde kadınların halı yıkamaları olağan görüntülerdendi.
Her ne kadar bu bölge Tatarlık adını almış olsa da, ellili yıllarda burada çok fazla Tatar ailenin yaşadığını sanmıyorum. Köprünün öncesinde Romanlar, köprüyü geçtikten sonra ise Yunanistan ve Bulgaristan göçmenlerinin yaşadığı bir bölgeydi burası. İkinci Dünya savaşı nedeniyle Trakya’dan gelen göçmenler bu bölgede yaşıyorlardı o yıllarda. Poroy’dan, Selanik’ten, Üsküp’ten gelenler bu bölgeye yerleştiler ve uzun yıllar orada yaşadılar.
Yine sol yanda, daha köprüyü geçmeden, kaba sıvası yapılmadığı için kırmızı tuğlaları görülen iki katlı bir binanın alt katında önü sarmaşıklı bir kahve, kahveden az önce ise bir otobüs durağının olduğu aklımda kalanlar arasında. Tatarlık’taki evlerde ipek böceği bakılır, konservecilik yapılırdı. Sonraları İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri unutulup Marshall Planı ile yeni bir döneme girildikçe, Tatarlık ve çevresinde özel kesim canlanmaya başladı ve bölgede tekstil atölyelerindeki makinelerin ritmik sesleri duyulmaya başlandı.
O günlerde bu köprüden paytonların geçtiğini, havada şaklayan kırbaç seslerini, yakınlardaki bir muhallebici dükkânını, oralarda oturup şehrin merkezi yerlerinde dilenen yaşlı bir kadını, sokakta rüya tabirleri satan bir başka adamı, uzaktan akrabamız olan bir akıl hastası genci hatırlıyorum. Muhallebici dükkânını ben uydurmuş olabilirim ama yengemin hasta babasını ziyarete gelenlerin getirdikleri tavukgöğsü tatlılarını yiyenin ben olduğu tam bir gerçek.
Yengemin hasta babasının evi, Selimzâde Camii’nden az ileride sağa saptığınızda girdiğiniz bir çıkmaz aralığın sonunda yer alırdı. Sokak Arnavut kaldırımı döşeliydi ve kışları taşların arasında su birikintileri oluşurdu. Buralarda olan bir düğünde kavga çıktığını ve sarhoşları ayırmak için karakoldan polis çağrıldığını, çocukların kaçıştığını görmüştüm. Kemancı da sokaktaki kavgadan nasibini almıştı galiba. Sokağın sonundaki kocaman kapıların sağdakinde yer alan koca halkayı ben çalar ve bahçe içinde bir hayli geride olan evdekilere geldiğimizi bağırarak ben haber verirdim.
Çıkmaz aralığa doğru sapmadan daha ileriye gittiğinizde ise çok sevdiğim küçük bir köprüden geçip, taş bahçe duvarlarından narların sarktığı başka bir akrabamızın evine varırdık. Mavi çivit boyalı ahşap evler, taş duvarlar ve kocaman tahta kapılar hep aklımda kalmış o günlerden.
Yengemin babasının evi, kocaman bir bahçe içinde iki katlı, kerpiç bir evdi. Evin birinci katına bir, iki merdivenle inilirdi ve alt kat toprak sıvalıydı. Ahşap merdivenlerle çıkılan ikinci katın önü açıktı ve arkada iki büyük oda yer alırdı. Yıldırım’da ikinci katın önü açık bir başka ev daha hatırlıyorum ki o da bir başka uzaktan akrabamızın eviydi.
Yine ikinci katta önde sağda ise, “çinkoluk” denilen ellerinizi yıkayabileceğiniz, çinko kaplı, dışarıya taşan, bugünkü lavabo işlevini gören bir küçük bölüm vardı. Evin mutfağı ve tuvalet bahçede yer alıyordu. Çiçekli bahçeyi, taş duvarlarını ve hiç görmesem de evin arkasında bir başka dere olduğunu hatırlıyorum. O evde yengemin annesi, babası; kızları ve Poroy’da iki çocuğu ve eşi öldüğü için yalnız kalan teyzesi Ayşe teyze birlikte yaşar, Ayşe teyzeye evde herkes “tete” derdi.
Ön dişleri hafif fırlamış, sırtında hırkası ve başında yemenisi ile Ayşe teyze gün boyu hiç durmadan çalışır, ev işlerini yengemin annesi ile birlikte yapardı. Soba yakmak, böcek (ipekböceği) bakmak, çamaşır yıkamak, çocukları yıkamak, elbiseleri ve çorapları onarmak, bahçeyi süpürmek hep Ayşe teyzenin işleri arasındaydı. Tatarlık Köprüsü’nün başında oturan yengemin hali vakti yerinde amcasının evine bile Ayşe teyze bazen yemek yapmaya giderdi.
“Kapsız” ve pırasadan yapılan “çıplak” gibi yemek adlarını ben ilk kez o evde duydum ve bir daha da başka bir evde görmedim. İçinde küçük köftelerin sirkeli bir bulamacın içinde olduğu, “ekşili bulamaç” da o yıllardan aklımda kalan başka bir yemek. Yalnız, çalışkan, az konuşan ve çok iş üreten sırtının kamburu çıkık Ayşe teyzeyi hiç unutmam.
Fırına bir börek tepsisini Ayşe teyze ile birlikte götürdüğümüzü, daha yukarıya değirmenin önüne çıktığımızı ve Ayşe Tete’nin değirmenin önünde yerde bulduğu 2,5 kuruşluk ortası delik bir parayı, “Şeker alırsın” diye bana verdiğini hatırlıyorum. Değirmeni işleten aileden bir kadınla orada bir süre konuştular, Poroy’dan oradaki günlerinden söz ettiler. Değirmendeki kadın Ayşe teyzenin rahmetli eşini anlatmaya başladığında, gözlerinden akan yaşları çarşafına silen teyze yol boyunca hiç konuşmadı. Eve yaklaştığımızda benim ona sorduğum, “Tete senin çocuğun yok mu?” sorusunu ise hiç duymazdan geldi. Eve girdiğimizde anneme, hem fırına hem de değirmene gittiğimizi söyledim ama ona yolda bulduğumuz 2,5 kuruştan söz etmedim.

Foto Galeri

Haberden Kareler

Editör Masasından

Bursa'da sıcak hava dalgası, kavurucu sıcaklar, yaz mevsimi, hava tahmini

Bursa'da Afrika Sıcakları Başlıyor: Meteoroloji'den Yeni Haftanın Hava Tahminleri

Son Dakika Manşetleri