Türkiye ekonomisinde uygulanan programın üçüncü yılına girilirken, şirketler finansal açıdan zorlu bir dönemden geçiyor. Üst üste gelen tarifeler, bölgesel çatışmalar ve iç siyasi riskler, paranın hem maliyetini artırıyor hem de piyasadaki miktarını azaltıyor. Bu durum, işletmelerin nakit akışını ve yatırım kapasitelerini doğrudan etkiliyor.
Merkez Bankası'nın politika faizini yüzde 8.5'ten yüzde 50 seviyelerine çıkarması, para maliyetini önemli ölçüde yükseltti. Faizlerin düşüş eğilimine girdiği her dönemde yeni bir risk faktörüyle karşılaşılması, bu yüksek seyrin kalıcı olmasına neden oluyor. Bu durum, şirketlerin kredi erişimini ve borçlanma maliyetlerini artırıyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından alınan önlemler, paranın maliyetini artırırken, makroihtiyati tedbirler de piyasaya dağılan para miktarını kısıtladı. Bu tedbirler, enflasyonla mücadele ve finansal istikrarı sağlama amacı taşısa da, şirketler üzerinde likidite baskısı oluşturuyor.
İşletmeler, bu finansal sıkışıklık nedeniyle yatırım kararlarını ertelemek, operasyonel giderlerini kısmak veya yeni projelerden vazgeçmek zorunda kalabiliyor. Ekonomik programın hedeflerine ulaşması beklenirken, şirketlerin bu süreçte ayakta kalabilmeleri için finansal yönetim stratejilerini gözden geçirmeleri önem taşıyor.











