Beşikten Başkente: Bursa’nın Valide Sultanları
“Beşiği sallayan el, dünyaya hükmeder.”
Bu söz, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli romancı-yazarlarından Halide Edip Adıvar’a aittir. Millî Mücadele’nin ateşinde yoğrulmuş bir dönemde, kadına yalnızca bir toplumsal rol değil, tarih içinde yön belirleyici bir sorumluluk yükleyen bu cümle; romantik bir söylemden ziyade, tarihî bir tespittir. Çünkü tarih, yalnızca kılıç sallayanların, tahta çıkanların, ferman yazanların değil; beşik başında bekleyenlerin, çocuk yetiştirenlerin, sabrı, sezgiyi ve sürekliliği iktidarın ham maddesine dönüştürenlerin de eseridir. Türk tarihine bu gözle bakıldığında, kadın yalnızca “arkada duran” değil; çoğu zaman istikrarın taşıyıcısı, devlet aklının sürekliliğini sağlayan asli özne olarak karşımıza çıkar.
Bozkırdan saraya uzanan Türk siyasal geleneğinde kadın; hatun, ana, valide, sultan kimliğiyle kamusal alanın dışında değil, tam merkezindedir. Bu merkezî rol, Osmanlı’da en berrak biçimini valide sultanlık makamında bulur. Valide sultan, yalnızca padişahın annesi değil; hanedanın belleği, sarayın denge unsuru, devletin kriz zamanlarında sığınılan aklıdır. Bu yüzden valide sultanlık, bir unvandan ziyade bir siyasal tecrübe alanıdır. Ne var ki, bu güçlü tarihsel gerçeklik, uzun süre oryantalist saplantıların ve kolaycı anlatıların gölgesinde kalmıştır. Harem, sığ bir bakış açısıyla; kadın, mahremiyetin çarpıtılmasıyla; valide sultanlık ise entrikalarla anılagelmiştir. Oysa arşivler, vakfiyeler, kitabeler ve şehir hafızası bize bambaşka bir tablo sunar: Devleti ayakta tutan annelerin kurucu iradesi ve şehirlerin dokusuna işlenmiş mirasıdır.
Bu yazı, işte tam da bu tarihî gerçekliği yeniden hatırlamak için bir girizgâhtır ve bu girizgâhın mekânının Bursa oluşu tesadüf değildir. Bursa, yalnızca Osmanlı’nın ilk başkenti değil; aynı zamanda valide sultanlığın, hanedan anneliğinin ve kadın baniliğinin ilk büyük sahnesidir. Medeniyetin beşiği olan bu şehir, kelimenin tam anlamıyla beşiği sallayan ellerin izlerini taşır. Türbelerde, külliyelerde, vakıflarda ve şehirle bütünleşmiş hayır eserlerinde bu hatıra hâlâ canlıdır. Biz de tarihe yaslanan bu gerçekliğin, okura bir bakış açısı sunması amacıyla bir yazı dizisi hazırladık.Bu dizide, Bursa’da iz bırakmış padişah annelerini ele alacak; onları ne efsaneleştirecek ne de kalıplara sıkıştıracağız. Her birini kendi tarihsel bağlamı içinde, hanedan içi ilişkileri, annelik tecrübeleri, hayır eserleri ve şehirle kurdukları çok katmanlı münasebet üzerinden değerlendireceğiz. Zira bir şehrin varoluş zeminine temas etmek, onu kuran iradeyi yalnızca siyasi figürlerle değil, o iradenin arkasındaki annelik tecrübesiyle birlikte düşünmeyi gerektirir. Bu çerçevede, Bursa’nın taşına ve toplumsal hafızasına sinmiş valide sultanların izini sürerek Nilüfer Hatun’dan Emine Hatun’a, Devlet Hatun’dan Hümâ Hatun’a uzanan bir hat üzerinde, beşiği sallayan ellerin bir imparatorluğun istikametini nasıl tayin ettiğine birlikte tanıklık edeceğiz
Çünkü bazen tarihi ileriye taşıyan şey, bir ferman değil; beşik başında kurulan uzun soluklu bir hayat nizamıdır…











