Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken'in kasko ve trafik sigortası fiyatlarına yönelik eleştirilerine açıklık getirdi. Yaşar, sigortacılığın sadece poliçe fiyatı üzerinden değerlendirilmesinin eksik ve yanıltıcı sonuçlar doğurabileceğini vurgulayarak, sektörün temel görevinin vatandaşların risklerini güvence altına almak olduğunu ifade etti.
Yaşar, sigorta primlerindeki artışın temel nedenlerini açıkladı. Artan araç fiyatları, yedek parça maliyetleri, servis işçilik giderleri ve finansman maliyetlerinin sigorta sektörünü doğrudan etkilediğini belirtti. 2026 Mayıs sonu itibarıyla trafik ve kasko sigortalarında ödenen toplam tazminat tutarının bir önceki yıla göre yüzde 36 artarak 114,4 milyar TL'ye ulaştığını, buna karşın trafik sigortası ortalama priminin sadece yüzde 8 artışla 9.410 TL'ye çıktığını ve bu artışın enflasyonun altında kaldığını kaydetti.
Kamuoyunda dile getirilen "7 milyon sigortasız araç" söylemine de değinen Yaşar, bu rakamın gerçeği tam olarak yansıtmadığını söyledi. Trafik sigortası yaptırma zorunluluğu olmayan motorlu bisikletler ile kullanılmayan araçlar çıkarıldığında, sigortasızlık oranının yaklaşık yüzde 16 seviyesine düştüğünü ifade etti. Ancak sigortasızlığın önemli bir sorun olduğunu ve trafik sigortasının kazalarda üçüncü kişileri de koruyan toplumsal bir güvence mekanizması olduğunu vurguladı.
Türkiye'de yaklaşık 34 milyon motorlu araç bulunmasına rağmen, kasko güvencesine sahip araç sayısının sadece 9 milyon civarında olduğuna dikkat çeken Yaşar, yaklaşık 25 milyon aracın çarpma, çalınma, yangın, sel gibi risklere karşı güvencesiz olduğunu belirtti. TSB Başkanı, sigortacılığın temel misyonunun daha fazla kişiyi güvence altına almak ve koruma açığını azaltmak olduğunu, bu doğrultuda farklı bütçelere uygun ürünler geliştirmeye çalıştıklarını aktardı.
Aynı araç için farklı şirketlerden farklı teklifler alınmasının rekabetin doğal bir sonucu olduğunu belirten Yaşar, sigorta fiyatını sadece aracın marka ve modelinin değil, sürücünün hasar geçmişi, yaşı, bulunduğu il ve risk profili gibi birçok unsurun belirlediğini ifade etti. Bu durumun serbest piyasa koşullarının bir yansıması olduğunu ve vatandaşlara daha fazla seçenek sunduğunu sözlerine ekledi.











