Bir gazi oğlu olan Recep Akşit, babasının Çanakkale hatıralarını şöyle anlatıyor:
Babam İbrahim Akşit 1893 (Rumi 1309) doğumluydu. Askerliğinde acemi birliğini Bağdat’ta yapmış, sonra da gelen emirle Çanakkale’ye gitmiştir.
Bizlere askerlik anılarını şöyle anlatırdı: “Çanakkale’ye 8.fırka olarak girmiştik. Bizden önceki 7. fırka harpte şehit olmuş. Oraya vardığımızda herkesin elinde bir kitap vardı, herkes okuyordu. Bize emir geldi, savaşa girdik. Ramazanın 27. gecesiydi, tepeyi geçen kurşunu yiyordu. Bir ara Çavuş: ‘Bölük komutanı vuruldu, benim komutama dikkat edin!’ diye bağırdı. Biraz daha ilerledik küt diye bir şey omzuma girdi, baktım ki kurşun kemiği delmiş geçmiş. Silah tutacak halim kalmadı. Sıhhiye gelip kolumu sardı.”
Babam harp sırasında Sadağı köyünden arkadaşlarını görüyor, birinin bacağı dizinin üstünden, diğerinin kolu kopmuş. Sıcakta baygın vaziyette yatıyorlar. Babam sedyeci arıyor, bulamıyor. Birinin yanına gidiyor, yakınlarda Kafkas dikeni bulup, yüzüne yaklaştırıyor, mendiliyle üzerini kapatıyor ki arkadaşının kafasına gölge olsun.
Zabite durumu anlatıyorlar, o da sedyecilere; ‘Niye zamanında yetişemediniz’ diye kızıyor. Sonra bir sedyeci geliyor. Yaralı asker canı acıyarak ‘ne olur yavaş götürün’ diye yalvarıyor. Arkadaşı babamın bu iyiliğini hiç unutmadığını söylerdi.
Babam dokuz sene askerde kalıyor. Atatürk’ü de görüyor. O zamanlar Atatürk yeni zabitti derdi.
Babamın omuzunda kurşun yarası vardı. Kendisine gazi maaşı teklif edildi. Fakat babam; ‘hamdolsun çalışabiliyorum o paraya ihtiyacım yok’ diyerek kabul etmedi.
Alan araştırmalarında Orhaneli’nin Karaoğlanlar köyünde Çanakkale gazisi İbrahim Akşit’in oğlu ile yaptığımız mülakattan bir kesit. Yakın dönemde Gazi’nin hikâyesini “Son Osmanlı” başlığı ile anlatan bir derginin de röportajı ektedir.
Foto Galeri











