← Tüm haberler

ESKİ BURSA, HİSAR

Eski Bursa'nın Hisar semtinin yarım asır önceki komşuluk ilişkileri, yaşam tarzı ve mimarisi, günümüzdeki değişimlerle birlikte ele alınıyor. Bu özel semtin kaybolan değerleri ve anıları anlatılıyor.

26 Haziran 2026 • Işık Demir

Bursa Hisar'da geleneksel Osmanlı evlerinin dar sokakları, kırmızı kiremitli çatıları ve renkli cepheleri. Arka planda dağ manzarası.

ESKİ BURSA, HİSAR

Hisar semti denen eski Bursa’nın yarım asır önceki konumuna baktığımızda bugünkünden farklı bir görünüm vardı, hatta insanların yaşam tarzları dahi farklıydı. Bugün dört tane muhtarlığın olduğu Hisar’da yaşayanlar birbirini en azından şahsen tanır, adını bilemese bile sokakta karşılaşılınca selâmlaşırlardı, gördüğü halde selâm vermeyen veya verilen selâmı almayanlar ayıplanırdı.
Komşuluk akrabalıktan ileri idi, birisi hastalansa ilk duyan komşu hemen koşar, gereken ilgiyi gösterir, hastanın yakınları, akrabaları bu olayı ya hiç fark etmezler, ya da hastanın durumu ağır ise haber verilirdi“Osmanlı terbiyesi bunu gerektirir, insanlık ölmesin” denirdi, bunun için gerçekten insanlar arasında yerine göre, büyük bir itimat, hoşgörü, saygı, sevgi vardı.
Çocuklar sokakta çeşitli oyunlar oynarlar, ancak o oyun sırasında her hangi birisi yoldan geçiyor ise, biraz duraklayıp, o kişinin rahatsız olmaması için özen gösterilirdi, daha çocukken gösterilen ilgi, disiplin, görgü kuralları, ileride daha da gelişip örnek insan olmasını sağlıyordu. Hisar halkı denince asırlar öncesinin nesilleri hatırlanırdı “Eski Bursalı” denirdi. Bursa’da kaç yıl yaşanırsa eski Bursalı olunur, aslına bakarsanız Türklerden eski Bursalı olarak iki yüz yıl evvelinden olanlar çok zor bulunur, önemli olan asırlar öncesinin yaşantısını devam ettirebilmektir.
Bursa Osmanlı idaresinde çok önemli bir bölge idi, Yenişehir ovasının büyük bir kısmı devamlı askeri karargâh haline getirilmiş, ne zaman Avrupa kıtası topraklarda bir savaş veya isyan olsa, Anadolu Beylerbeyliğine bağlı asker Yenişehir’de toplanmış ve Bursa Çanakkale yolu ile Edirne istikametinde ihtiyaç olan bölgeye sevk edilmiştir. Ne zaman Anadolu’da bir savaş veya isyan olsa bu sefer de Rumeli Beylerbeyliğine bağlı asker yine Çanakkale yolu ile Bursa’ya getirilerek Yenişehir’de karargâhta toplanmış, buradan Anadolu’da ihtiyaç olan istikamete sevk edilmiştir. Her iki istikamette de askerin Yenişehir ovasına getirilmesinde Bursa ev sahipliği yapmış, yapmış ama her defasında Bursalı erkekler toplanıp kadroya dahil edilmiştir.

Bursa’da şehir içinde en eski Bursalı aradığınız zaman Yahudileri görürsünüz, Bursalı Yahudiler Sultan II. Beyazıd zamanında İspanya’nın hudut dışı ettiği “Sefarat Yahudileri”dir, asırlar boyunca Bursa’da Türkler ile ve diğer ırklara mensup insanlarla beraber çok iyi komşuluk münasebetleri içinde yaşamışlar ve kendilerini Türk saymışlardır. Her askeri harekâtta Bursa boşalmış, ancak Anadolu’dan hatta Ortaasya’dan gelen devamlı göçlerle nüfus artmış, 19 asırda da tersine göç başlamış, batıda Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Yogoslavya, doğudan Kafkas bölgesinden, kuzeyde Kırım’dan gelen göçmenlerle yine aynı şekilde nüfus sayısı yükselmiştir.
Hisar zaman zaman depremlerde, yangınlarda ağır hasarlara uğramış, insanlardan ölenler olurken evler yok olmuş, yeniden yapılmış hayat devam etmiş, ancak önceki mimarinin dışına çıkılmamış, dar sokaklar, bahçeli evlerde yaşanmıştır, komşuluk münasebetlerinin çok sağlam olması nedeniyle komşular bir birlerine o kadar çok itimat ederlerdi ki evlerin çoğunun bahçelerinde komşu kapılar vardı, bir birlerine buradan gidip gelirler, bir evin kadını mutfağında yemek yaparken soğanı, tuzu yeterli değil ise komşu kapıdan seslenip o komşusundan ihtiyacını giderir, sonra o aldığını geri verirdi. Bu komşu kapılar hiçbir zaman kötü niyetle kullanılmamış, istismar edilmemiştir, her hangi bir komşu evinden bir yere giderken, sokak kapısının anahtarını evde unutsa hiç dert etmez, evine geldiğinde komşusunun evindeki komşu kapıdan evine girerdi.
Evlerin sokak kapılarının iç kısımlarında büyük perdeler olur ve kapıda da kilidin üst tarafında bir delik ile uzun bir ip kilide bağlıdır, birisi geldiğinde önce kapının tokmağını vurur, içeriden “kim o” diye seslenilir, iç kısımda perde olduğundan içerisini göremez ve ev sahibi geleni böyle karşılardı.
Hisarda oturanlar evlerinde sabah temizliğini yaptıktan sonra, sokak kapısının önünü süpürürdü, bu iş genelde genç kızların işi idi, genç kızı olmayan evlerin önünü komşu kızı süpürür, ev sahibinden hayır dualar alırdı. Sokaklar Arnavut kaldırımı idi, hiç önemli değildi, temizliğe engel olmazdı, ama evinin önü pis olanlara, diğer komşular şaka yollu takılırlardı, “şurada bayrama ne kaldı ki bayram temizliği yaparsın” derlerdi. Bu temizlik işinde, “temizlik imandandır” sözü ağır basmaktaydı, kapı önü temizliği yapıldıktan sonra kadınlar mutfağa girerler, yemeklerini yaparlardı.
Yazın sokaklar mis gibi çiçek kokar, bir evin bahçesindeki ıhlamur ağacının, diğer bir evin bahçe duvarında hanımelinin çevreye verdiği mis gibi kokular insanın ömrünü uzatırdı. Bahçelerde güller, sümbüller, çeşit çeşit çiçekler, erguvanlar, dutlar, erikler, ayvalar, asmalar bulunurdu. Erguvanların çiçeklerini yerdik, çok şifalı olduğu söylenirdi, asmalar meyvelerini vermeye başladığında evlerde koruk şerbeti yapılırdı, asma yaprakları ile taze taze sarmalar çok nefis olurdu.
Ev hanımları sabahtan öğleye kadar ev işleri ile uğraşırlar, yaz aylarında öğleden sonraları sokaktaki komşular bir evin bahçesinde toplanırlar, ağaçların altında, çardak üstüne alınmış güllerin, asmaların altında çaylar demlenir, ikramlarda bulunulur hoş sohbet yapılırdı. Kış aylarında ise sokak komşuları geceleri sıra ile ailece evlerde toplanılır, yine çaylar demlenir, kestane, mısır kavrulur, kış meyvaları ile ikramlarda bulunulurdu, bu şekilde komşular arasında daha bir samimiyet sağlanır, birbirleri ile fikir alışverişi yapılırdı.
İlkbahar olunca evlerde badana boya faaliyeti başlar, evlerin önce içi, sonra da dışı badana yapılır, genelde kireç içine konan çivit denen mavi boya kullanılır, sokak duvarlarının alt kısımları ile bahçe duvarlarına da kahverenginde olan saçıkıbrısı kullanılırdı. Bu saçıkıbrısı aslında bir ilâçtır, zararlı haşerelere karşı faydalı olur ve aynı zamanda duvara ayrı bir renk verirdi.
Hisarda her evde Pınarbaşı suyu vardı, bazı evlerde çeşme, bazı evlerde havuz bulunurdu, havuz olan evlerde yaşayanlar daha şanslıydı çünkü havuz yaz aylarında buzdolabı işini görürdü.
Babamın Molla Gürani Mahallesi Kırkodalar sokaktaki 5 nolu evimizde 80X80X120 cm ebadında küçük bir havuzumuz vardı, Pınarbaşı suyunun bol olduğu o devirde su kış aylarında ılık olur, hafif şekilde dumanı çıkardı, yaz aylarında ise buz gibi olurdu, işte o devrin buzdolabı burasıydı.
Böyle havuz her evde olmadığı için komşular, içme suyu olarak terkos suyu doldurdukları destilerini havuzu olan komşulara getirirlerdi. Babam bir kucak dolusu oklava büyüklüğündeki sopaları havuzun yan tarafına koymuş, gelen destiler bu sopalara takılıp suya salınırdı, yaz aylarında havuzda boş yer kalmazdı, destilerden başka karpuzlar, kavunlar, sepetlere konmuş kiraz, erik, salatalıklar destilerin, altında suya salınır, akşam olduğunda komşular gelir kendine ait olanları alırlar, bunlar soğumuş olarak tüketirlerdi.
Evimiz yaz aylarında komşuların çok sık girip çıktıkları ev olurdu, babam hemen hemen her akşam bize nasihatta bulunurdu “aman ha komşular geldiklerinde sakın kırıcı olmayın, yardımcı olun, bu sıcak havalarda bir bardak soğuk suyun değeri para ile ölçülmez, Allah bunun mükâfatını verir” derdi. Rahmetli annem, gelen destilere, sepetlere, karpuzlara, kavunlara bakar “işaret koydunuz mu” derdi. Herkes kendi malına destisine, sepetine bir parça ip, bez bağlar, karpuzlara, kavunlara bıçakla işaretler yapardı, tabii soğuk suyla soğuyan su ve meyveler başka bir tatta olurdu.
Evlerin bir kısmı odalardan ibaret iken bir kısmında odun, kömür deposu, kiler, mutfak bulunurdu, bazı evler konak tipi iki katlıdır, bunların sokak kapısından girişine hayat denir, alt katında deposu, kileri, helası bulunur, üst kata merdivenle çıkılır. Bu evlerin yan taraflarında ikinci bir ev bulunur, bunlar küçük olur “halayıt” hizmetçi evi denir, bu iki ev içeriden bağlantılıdır.
Mutfaklar bahçede olur, pencerelerin iç kısmında camlı çerçeveler ve dış kısımlarında da örgülü tel olurdu, her mutfakta mutlaka bir ocak bulunur, uzun bacaları dışarıdan bakıldığında hemen dikkati çeker, bu ocakların içinde büyük, orta, küçük boylarda, alt kısımlarında küllükleri olan ocak yerleri vardır, tencere, kazan hangisine ihtiyaç varsa onda ateş yakılır, çoğunlukla odun yakılır, odun kömürü yakıldığı da olur.
Mutfaklarda bir de maltız denen küçük ocaklar vardı, şimdiki piknik tüpleri gibi istenilen yere taşınırdı, bunlar çoğunlukla bir teneke içinde çamurla, tuğla işlenerek imal edilir, alt kısmında küllük vardır, bunlarda da odun veya kömür yakılırdı.Mutfağın ocaktan kalan diğer bir yanında bir tezgâh vardır, bu tezgâhın üstünde dolaplar bulunur, diğer tarafta da sergen denen sahan, tabak konacak bir çeşit raflar olurdu. Diğer tarafta ise tavalar, kazanlar duvara çakılı büyük çivilere takılı durur, bir köşede de su küpleri vardır.
Mutfağın gideri bir küng ile binanın dışında kazılmış bir kuyuya akıtılırdı.
Yaz ayları sadece hoş sohbetler değil, biraz da kış aylarını düşünerek geçerdi, komşular yaz aylarında kış erzakı için bahçeli evde toplanırlar, sıra ile malzemelerini getirirler ve elbirliği ile erişte’ler kesilir, kuskus’lar yuvarlanır, tarhana’lar ovalanır, kurutulur, torbalara doldurulur, ocaklar yakılır, saçlar kızdırılır, hamur yoğrularak yufkalar açılırdı.
Bu yufka işi yapıldı mı öğlende mutlaka maydanoz ile kaşar loru karıştırılarak kartalaç pişirilir, üstüne de tereyağ sürülür, ayran ile beraber öğle yemeği olurdu, bir yanda da sacın ateşinde çay demlenir, yorgunluk çıkarılır ve ikindi vaktine kadar yufka işi biter, yufkalar büyük çarşaflarla odaların tavanına asılırdı.
Başka bir gün yine kışlık hazırlığı vardır, şimdiki gibi konserve yoktu, herkes ihtiyacı kadar domates, biber, bamya, patlıcan ve diğer sebzelerden alır, ayıklanır, temizlenir, iplere dizilir, duvara asılır kuramaya bırakılırdı, ayrıca yine aynı sebzelerden fıçı, küp, tenekelere tuzlanarak bastırılır, bunlara “sebze baskısı” denirdi, o devrin konservesi. Kış aylarında bu sebzelerden yemek yapılacağı zaman, akşamdan istenildiği kadar çıkarılır, tuzu çıksın diye suya konur, sabahleyin süzülür, kuru sebzeler de akşamdan suya bastırılır, sabaha kadar yumuşaması sağlanır, sabah suları süzülür ve çeşit çeşit nefis yemekler yapılırdı.
Sonbaharda da palamut, uskumru, hamsi, sardalya gibi balıklar ile salatalık, domates, biber, patlıcan, lahana gibi sebzeler de yine fıçılara, küplere, tenekelere turşusu yapılır, herkes bütün kış bol bol sebzesini, turşusunu, hamur işlerini elinin altında bulundurur ve bunları yapamamış komşular varsa, onlara da zaman zaman bir tasla, tencere ile verilirdi.
Evlerde ısınma ihtiyacı için odun yakılır, odaların büyüklüğüne göre kurbağa sobadan şömine’ye kadar çeşitli büyüklükte ısınma araçları vardı, döküm sobalar geç ısınır amma sıcaklığı uzun sürer, daha ekonomikti, kışlık odunlar eşeksırtında dağdan getirilerek sokaklarda satılır, depolardan alanlar da eşek, at veya arabalarla odunlarını taşırlardı.
Hisar’da eylül ayı olunca eşekçi Cemal’in o gür sesi duyulur on, onbeş tane eşeği yularlarından birbirine bağlayıp dağdan kestiği odunları getirerek, sokaklarda satardı. Bu şekilde odun satıldığını takip eden odun kesiciler vardı, onlar da gelir pazarlık yapılır ve odunlar sobalık kesilerek depoya istif edilirdi. Odunların depoya taşınmasında yine komşu yardımı ön plandadır, komşuna odun geldiğini gören kadın, erkek herkes yardım ederdi.
1950 yılına kadar Hisar’da her evde elektrik yoktu, 110 Volt olan elektriğin üretimi yeterli miktar yapılamadığı için akşamüstü, hava karadığı zamanlarda Merinos fabrikasının elektrik üretiminden takviye yapılırdı. Daha sonra Türkiyede barajlar yapılınca Bursa da bol elektriğe kavuştu, 110 volt, 220 volta çıkarıldı ve üretim arttı, herkes evine elektrik almaya başladı.
Hisar’da 1950 yılına kadar kanalizasyon yoktu, halk bu ihtiyaç için uzun tecrübelerden sonra, önemli deneyim kazanmışlar, her ne kadar çok sıhhi değil ise de yine de yararlı bir yol bulmuşlar. Evlerde helâlar mümkün olduğunca binanın uzağında, bahçenin köşesinde olurdu ve helânın altına veya yan tarafına derin bir çukur kazılırdı. Evlerde sobalı banyosu olanlar bulanabildiği gibi, genelde “gusülhane” denen sadece duş alınabilecek küçük banyolar vardı, bunlar evlerin yatak odasının yan tarafında olur, buranın gideri de bir küng ile binanın dışında kazılmış kuyuya akıtılırdı.
Helâ, gusülhane ve mutfağın atık kuyusu denen, o kuyular derince olur ve genellikle çökme, yıkılma olmasın diye etrafı harçsız taşla örülürdü. Peki bu sistemde su burada ne olur bu önemlidir, Hisarın zemini kefekidir ve yumuşak, gözenekli bir zemindir, suyu emer, ayrıca başka bir özellik daha vardır, bu kuyuları kazanlar, kuyunun ortasına bir karış kadar bir delik açarlar ve buraya civa dökerler, civa devamlı aşağıya inmek için kendine yol arar ve hiç kaybolmadan devamlı inebildiği kadar iner, işte bu civanın indiği yol kuyunun suyu için bir gidiş yoludur.
Evlerde bulunan çeşme, havuzun da gideri helâ, gusülhane veya mutfağın gideri hangisi en yakında ise oraya bir küng ile bağlanırdı, bu sistemle evin zemininde hiçbir zaman su birikintisi olmaz, rutubet oluşmaz.

Bugün Hisarda farklı bir yaşantı var elektrik, içme suyu, kanalizasyon, doğalgaz şebekeleri var, çıkmaz sokaklar dahi asfalt, daha modern bir yaşantı var ama…Artık o mis gibi kokan Hisar yok, planlı, plansız yapılaşmalar ile sit alanı olduğu halde 5, 7 katlı apartmanlar var, sokaklar otopark hele hele komşuluk kayboldu. Elli yıl öncesine kadar Hisarda herkes birbirini tanır, kim olursa olsun sokakta karşılaşıldığında selamlaşılırdı, şimdi ise kendi sokağındaki komşuları dahi tanımak zorlaştı. Saygı, sevgi kalmadı.
Ah neredesin o eski Hisar.
Bir Bursa Aşığı Rahmetli Ö. Erhan Yıldızalp'in yazısı olup onu rahmetle anıyorum. Hasbihaller kitabından

Foto Galeri

Haberden Kareler

Editör Masasından

İnegöl'de tekstil fabrikasında iş kazası sonrası sedyede taşınan yaralı işçi ve sağlık ekipleri.

İnegöl'de Tekstil Fabrikasında İş Kazası: İşçi Yük Asansörüne Sıkıştı

Son Dakika Manşetleri