Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI), 167 ülkeyi kapsayan su stresi analizinin sonuçlarını yayınladı. Araştırmaya göre, 2040 yılında 33 ülke 'aşırı yüksek su stresi' kategorisinde yer alacak. Türkiye, bu listede 27. sırada gösterilerek gelecekteki su güvenliği konusunda ciddi bir uyarıyla karşı karşıya kaldı. Rapor, bu durumun artan su talebi ve iklim kaynaklı arz baskısının birleşik etkisinden kaynaklanacağını belirtiyor.
Su stresi, bir bölgedeki su talebinin mevcut su kaynaklarını aşması durumunu ifade ediyor. Artan sıcaklıklar, düzensiz yağış rejimleri ve kuraklık riskinin yükselmesi su arzını azaltırken; nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşme su talebini hızla artırıyor. Özellikle elektrik üretimi ve tarım gibi yoğun su kullanımı gerektiren sektörler, mevcut kaynaklar üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.
Araştırma, su kıtlığının merkez üssü olarak Orta Doğu'yu işaret ediyor. Listede yer alan 33 ülkeden 14'ü bu bölgede bulunuyor. Bölge ülkelerinin yer altı suyu rezervlerine ve deniz suyunu tuzdan arındırma gibi maliyetli yöntemlere bağımlı olması, stratejik bir kırılganlık yaratıyor. Son dönemde yaşanan bölgesel gerilimler, su ve enerji tesislerinin hedef alınabileceği endişelerini gündeme getirerek su güvenliğinin ne denli kritik bir konu olduğunu bir kez daha gösterdi.
Uzmanlar, su güvenliğinin sadece suya erişimle sınırlı olmadığını, aynı zamanda suyun kalitesi, yönetimi ve altyapı dayanıklılığı gibi unsurları da içerdiğini vurguluyor. UNESCO verilerine göre, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 26'sı güvenli içme suyundan, yüzde 41'i ise güvenli sanitasyon hizmetlerinden mahrum durumda. Bu durum, su krizinin küresel bir insani boyutu olduğunu ortaya koyuyor.
Geçmişte Güney Afrika'nın Cape Town kentinde yaşanan 'Sıfır Günü' (Day Zero) senaryosu, su kaynaklarının tükendiği ve musluklardan su akmadığı bir durumu ifade ediyor. Uzmanlara göre bu senaryo artık varsayımsal olmaktan çıkıp, dünya genelinde birçok kent ve bölge için somut bir risk haline geldi. Bu nedenle su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve proaktif önlemler alınması, gelecekteki krizleri önlemek için hayati önem taşıyor.










