Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), "Çelik Görünümü 2026" raporunu yayımlayarak küresel çelik sektörünün karşı karşıya olduğu önemli sorunlara dikkat çekti. Raporda, çelik talebindeki daralmaya rağmen küresel üretim kapasitesinin artmaya devam ettiği ve bunun kapasite kullanım oranlarını sürdürülemez seviyelere çektiği belirtildi. Çelik, birçok stratejik sektör için temel bir ihtiyaç olmasına rağmen, atıl kapasitenin geçen yıl 640 milyon tona ulaştığı ve 2028 yılına kadar 745 milyon tona yükselebileceği öngörülüyor.
Rapora göre, küresel çelik fazlasının yüzde 54'ü Çin kaynaklı. Çin hükümetinin çelik üreticilerine sağladığı sübvansiyonlar 2019'dan bu yana neredeyse iki katına çıkarak OECD ülkelerindeki üreticilerin aldığı desteğin 15 katına ulaştı. İç pazarın yavaşlamasıyla Çinli üreticiler ihracata yöneldi; 2025'te 131 milyon tonla rekor bir ihracat gerçekleştirerek Avrupa Birliği'nin toplam üretimini geride bıraktı. Bu durum, uluslararası pazarları dampingli ve sübvansiyonlu ürünlerle doldurarak adil rekabeti engelliyor.
Çelik sektörünü baskılayan diğer faktörler arasında hammadde kısıtlamaları ve enerji maliyetleri bulunuyor. Hiçbir ülkenin hammadde girdilerinde tamamen kendine yetemediği, 42 ülkenin hurda ihracatını kısıtladığı belirtildi. Ayrıca, Orta Doğu'daki çatışmalarla yükselen enerji maliyetleri, enerji yoğun bir sektör olan çelik üretim maliyetlerinin yüzde 40'ını oluşturabiliyor. Bu durum, sektördeki yatırım kararlarını olumsuz etkileyerek düşük emisyonlu çelik üretimi projelerinin ertelenmesine yol açıyor.
OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, kapasite fazlasının küresel pazarları bozduğunu, ekonomik güvenliği zedelediğini ve inovasyonu engellediğini vurguladı. Cormann, zararlı sübvansiyonlar ve piyasa dışı uygulamalar dahil olmak üzere ana nedenlerin ele alınması gerektiğini, bunun da daha güçlü uluslararası işbirliği ve çelik üreticileri için eşit şartlar oluşturulması anlamına geldiğini ifade etti.











